30 Mayıs 2012

AYRILIK MASANIN ÜSTÜNDEYDİ

Nazım-Hikmet-Ran
Kaynak
 ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın arasında
onu oraya sen koydun
bir taş kuyunun dibindeki suydu
bakıyorum eğilip
bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masanın üstündeydi cigara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cigaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama farkında değilsin
ayrılık bunu fark edemeyişindeydi senin
...

Nazım Hikmet Ran

SEVDAYA İLİŞKİN

Ahmet ADA
Kaynak

Yüzünü bana döndür
Böyle bakışımın nedenini sorma
Uzun tümceler ezberletirim sana
Kalın kitaplar getiririm o zaman
Dakikalar tükenir. Birazdan
Bir ömür tamamlanır
Yaşanır olur yaklaşan ayrılıklar
Otobüs şöyle bir sarsılır da
Yaslanır birden
Sevgilimin gurbet aklına

Bir su olur giderim
Gittiğim yerlerden alır
Esmerliğini yüzüm
Emekçilerin yaşamına karışırım sonra
Ter kokar gömleklerim

Bu bitmez yolculukta
Camdan bakarak
Görkemli, aşılmış mı bilemem
Akşamları gerginleşen dağlar görürüm
Uzun bir
- Ah...
Gibi
Düşersin aklıma

Yolcular bir bir uyur
Bırakıp bu dünyayı giderler
Yedeğimdeki sevdalar uyanır
Kavga aşk olur bana
Ömür bitmez yol bitmeyince
Bir ezgi çalınır
Sazın ucu gökyüzünü kanatır şimdi

Ahmet ADA

25 Mayıs 2012

Çinli Şair Tsa-O Sung

Çinli şair Tsa-O Sung'un, 1.100 yıl önce yazdığı, Can Yücel çevirisi bir şiir
1100 yıl öncesinden günümüzde hala geçerli olan dizeler..

Çukur ovanın tepelerini düzlerini
Yangın yerine çevirdiniz.
Şimdi ne yer ne içer ora halkı,
Aklınıza gelmedi mi hiç.
Bir daha işitmeyeyim ağzınızdan
Bu nişan, terfi lafını;
Onbinlerce yiğide mal olur beyler
Şanlı bir generalin şanı. 

Tsa-O Sung
Kaynak

23 Mayıs 2012

...

"Hiçbir şey bir kişinin ya da milletin hatasızlığına inanması kadar yıkıcı değil. Bu, başkalarının vicdan azabı duyulmadan yok edilmesine yol açar.

 Isaiah Berlin

Isaiah-Berlin
kaynak

22 Mayıs 2012

Biz Ne Öğrenirsek Gençlikte Öğreniriz.

bejan-matur
kaynak
























Biz ne öğrenirsek gençlikte öğreniriz. Sonrasında başımıza gelen, karşılaşmalarımız, yalnızlığımızı dolduracak diye sarıldığımız aşklar, şehirler, mekânların hiçbiri benliğimizde tam olarak yer etmez. Çocukluk yaşantılarımız bir kader gibi yolumuzu da belirler. Elbette öreniyoruz, öğrenerek ilerliyoruz ama dönüp dolaştığımız yer çocukluk referansları oluyor. Bu yüzden aşk eşitler arası bir şeydir. Ancak eşitler arasında mümkün olur. İnsan benzerini arar. Benzer acılar, benzer sevinçler, benzer arayışlar çeker bizi bir diğerine. Ama nihayetinde tamamlanmanız mümkün olmaz çünkü duygular benzer olsa da ruhun kendi uzayı bir teklik, bir yalnızlıktır. Aynı ailede büyüdüğümüz kardeşlerle dahi bunca farklı maceralar yaşamamızı başka nasıl açıklayacağız.

Bejan Matur
Egoistokur

21 Mayıs 2012

Sürgün Üzerine


Ne işe yarar çivi çakmak duvara
As gitsin iskemleye elbiseni
Nasıl olsa döneceksin
Bir hafta için değer mi?

Sulamasan da olur o fidanı
Ağaç dikmesen de olur
Boyu dizini bulmadan daha
Dönecek değil misin sevinç içinde?

BERTOLT BRECHT
BERTOLT-BRECHT
kaynak
 

16 Mayıs 2012

Gabriel Garcia Marquez’in veda mektubu…

Gabriel Garcia Marquez
resim

 Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.
Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim.
Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.
Baskaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.
Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.
Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.
Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.
Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…
Artık ölebilir miyim?

Gabriel Garcia Marquez

Kaynak

12 Mayıs 2012

MIZIKACI ÇOCUK


Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk, 
Gece trenlerine binme kaybolursun, 
Sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.  
Attila-İlhan

Korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların, 
Yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz. 
Kırık bir vazo masanın ortasında, 
 Yıkık dökük odada, Susuz ve çiçeksiz...

 Tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemizden, 
 Korkusunu bırakıyor içimize, 
Karanlığını. 

 Yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
 Korkusu kalıyor içimizde, 
Susuzluğu...

Ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına 
Ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa, 
Sabahları erken kalkmalı daima, Traş olmalı, 
Saçını sakalını taramalı 
Ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa 
 Ki gün doğmuyorsa bir daha 
 Ve inancın kefesi bundan yanaysa 
Ve artık ölümse korkunun soğuk adı, 
Düşüvermişse yüreğimize, 
Yapacak bir şey kalmamıştır, 
Mutluluk adına... 

Attila İlhan
( 1925 - 2005 )

10 Mayıs 2012

KANDAN ADAM






Komutanların şarkı söyledikleri
Ancak içki masalarında görülür
Ama en güzel şarkı 
Nöbetinde korkmuş bir askerin
İki dudağı arasından
Dökülür
Anadolu yüzlüdür kızları yurdumun 
Yürekleri devlet eli değmemiş
Birer dağ köyleridir
Emrini beklemeden komutanımın
Aşık oldum ve yaktım gizlice
Bir köyünü Anadolu'nun
Askerliğimiz ilk gününde dinlemiştim
Arkadaşlarımdan 
Bir kış akşamı
Nasıl korkupta kurşunladıklarını
Kürt çocuklarının yaptığı
Kardan adamı
         Fatin HAZİNEDAR

08 Mayıs 2012

BULUTLARI BEKLERKEN / Ferhat GÜLSÜN


ahşap yalnızlığın gül yetimi Eleni
kemençeye yaslamış başını gönlü taka

ey gidi Nikos

karda izi kaldı ölümün
gurbetin dili lâl
toprağa can ekti Marika

sürgünün sırtında dağ yeşili Sofia
ben aslıyım bu suyun sense öteki

ey gidi karadeniz

elleri horon memleketim
gözleri sirtaki

Ferhat GÜLSÜN
 
 

04 Mayıs 2012

Aslolan tiyatronun özgürlüğünü savunmaktır.

     
 Türkiye’de tiyatro deyince akla ilk gelen isimlerden Haluk Bilginerin AGOS ta çıkan röportajı, sanatçıya olan hayranlığımı daha da perçinledi.

   Kapalı gişe oynuyorsunuz ama Türkiye’nin en pahalı özel tiyatrolarından birisiniz. Bunun nedeni ne?
Yoo, biz çok ucuzuz Devlet Tiyatrolarına göre. Devlet Tiyatrosu bizden daha pahalı…
•          Nasıl yani?
Kaç para veriyorsunuz Devlet Tiyatrosu’na?
•          Tam bilet 10 lira.
Yanlış biliyorsunuz. 100 lira veriyorsunuz. 90 lirası peşin alınıyor çünkü. 10 lirayı kapıdan girerken veriyorsunuz. 90 lirayı da vergilerinizle. O oyunlar sizin paranızla yapılıyor. Parasını ödediniz aslında, hem de peşin... Biz çok ucuza oynuyoruz. 40 liranın üzerine çıkmaya korkuyoruz.
•          Daha önce “Sanatçı memur olamaz” demiştiniz; sanatçıya memur sıfatı veren 657. Madde için ağır eleştirileriniz oldu.
Ulusal tiyatro olmasın demiyorum, memuriyet olmasın diyorum. Dünyanın hiçbir yerinde memur oyuncu yoktur, bu anlamda Türkiye tek örnektir ve oyuncuların da bunda ısrar etmesi, asıl bununla savaşmamaları bana çok ilginç geliyor. Çünkü siz özgürlüğünüzü talep etmezseniz, birileri gelir ve özgürlüğünüze ipotek koyar. Çünkü özgür değilsiniz, memursunuz. Memur ne demek? Amiriniz var. Sanatçının amiri olur mu?
•          Şehir Tiyatroları zor zamanlardan geçiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.
Aynı sıkıntı oradaki de... Memursanız, amiriniz var ve amiriniz bir gün “Ben böyle yapmanı istiyorum” der. Yarın başka bir amir gelir, başka bir şey söyler. Tabii ki belediyenin yaptığı çok yanlıştır. Böyle bir şey olmaz, bürokratlar tiyatroya karar veremez. Ama, iyi de, sen de memursun.... Bundan 10 yıl önce Taksim Sahnesi’nin girişinde bir bildiri gördüm. “Sanatçı emekliliğine hayır” başlıklıydı o bildiri ve “Sanatçılar emekli edilemez” deniyordu. Güzel kardeşim, sen memur olmayı kabul ettin de, emekli olmayı mı kabul etmiyorsun? Memursan emekli olacaksın, işin kuralı bu.
•          Şimdi ne olacak peki?
Bu badireyi atlatırlarsa memur olmaya itiraz edecekler ve tiyatronun özgürlüğünü kazanacaklar. Kendi garantilerini değil, tiyatronun özgürlüğünü kazanırlarsa güzel şeyler olur.
•          Devlet ve Şehir tiyatrolarının repertuvarını nasıl buluyorsunuz? Cesur oyunlar sahnelenmiyor mu sizce de?
Öyle ama, bir gün geliyor, böyle şeyler oluyor. Hayatında bir kez bile olmaması gereken bir şey, bir kere bile olsa, bu çok fazladır. Sanatçı memur olamaz, nokta. Bunun tartışması bile abesle iştigaldir. Sanatçının hayatını garanti altına almak gibi bir derdi varsa nasıl sanat yapacak? Güvence aranarak hayat ve insan merak edilemez. Çünkü oyuncunun işi, insanı merak etmektir, hayatı merak etmektir. “Bir güvencem olsun da merak etmesem de olur”la oyunculuk olmaz. İki yanlış bir doğru etmez. Belediyenin yaptığı tabii ki yanlıştır ama memur olmak da yanlıştır.
•          Belediye geri adım atar mı?
Hiç beklemiyorum, atmayacak. Niye atsın ki, parayı ben veriyorum, benim istediğim olacak, sen benim memurumsun diyor. Niye hâlâ perde açılıyor Şehir Tiyatrolarında? Bana böyle yapsalar ben perde açar mıyım? İstifa eden oyuncu oldu mu? Olur mu sizce? Cevap veriyorum, olmaz ve bu böyle devam edecek. Oyuncular toplu istifa etmediği sürece bu böyle devam edecek. Biz bu yapının değişmesini istiyoruz demedikleri, özerklik talep etmedikleri, memur kaldıkları sürece, istediğin kadar konuş, “657’ye bağlı memurumsun, ben ne dersem o olur” der senin patronun. Patronlu sanat olmaz. Ama devlet de tiyatro yapılacak ortamı yaratmak zorundadır.

Röportajın devamına buradan ulaşabilirsiniz.

03 Mayıs 2012

Farkımız Ne ?

Kendimizi ne kadar açarsak açalım, sırlıyız. Kadın kuaförlerinin camekanları jaluziyle örtülüdür mesela, erkek kuaförlerinin camındaysa tül bile yoktur. Biz gizliden prenses olmaya hazırlanırken, erkekler seyirlik şekilde tıraş olup kulak kıllarını aldırabilir. Kadınlarınsa bir yanları hep gölgeli…
Seray ŞAHİNER

seray-sahiner
kaynak

01 Mayıs 2012

LAL MASALLAR

 .......
murathan-mungan
Kaynak
anlatsam inanmazlar ogul, masal derler,
masala inanmazlar, masali yalnizca dinlerler
sanki hakikati bilirmis gibi.
sanki hakikatin sirrina ermis gibi.
masala inanmayan gercege inanir mi?
Murathan Mungan