![]() |
| Kaynak |
30 Mayıs 2012
SEVDAYA İLİŞKİN
![]() |
| Kaynak |
Yüzünü bana döndür
Böyle bakışımın nedenini sorma
Uzun tümceler ezberletirim sana
Kalın kitaplar getiririm o zaman
Dakikalar tükenir. Birazdan
Bir ömür tamamlanır
Yaşanır olur yaklaşan ayrılıklar
Otobüs şöyle bir sarsılır da
Yaslanır birden
Sevgilimin gurbet aklına
Bir su olur giderim
Gittiğim yerlerden alır
Esmerliğini yüzüm
Emekçilerin yaşamına karışırım sonra
Ter kokar gömleklerim
Bu bitmez yolculukta
Camdan bakarak
Görkemli, aşılmış mı bilemem
Akşamları gerginleşen dağlar görürüm
Uzun bir
- Ah...
Gibi
Düşersin aklıma
Yolcular bir bir uyur
Bırakıp bu dünyayı giderler
Yedeğimdeki sevdalar uyanır
Kavga aşk olur bana
Ömür bitmez yol bitmeyince
Bir ezgi çalınır
Sazın ucu gökyüzünü kanatır şimdi
Ahmet ADA
25 Mayıs 2012
Çinli Şair Tsa-O Sung
Çinli şair Tsa-O Sung'un, 1.100 yıl önce yazdığı, Can Yücel çevirisi bir şiir
1100 yıl öncesinden günümüzde hala geçerli olan dizeler..
Çukur ovanın tepelerini düzlerini
Yangın yerine çevirdiniz.
Şimdi ne yer ne içer ora halkı,
Aklınıza gelmedi mi hiç.
Bir daha işitmeyeyim ağzınızdan
Bu nişan, terfi lafını;
Onbinlerce yiğide mal olur beyler
Şanlı bir generalin şanı.
1100 yıl öncesinden günümüzde hala geçerli olan dizeler..
Çukur ovanın tepelerini düzlerini
Yangın yerine çevirdiniz.
Şimdi ne yer ne içer ora halkı,
Aklınıza gelmedi mi hiç.
Bir daha işitmeyeyim ağzınızdan
Bu nişan, terfi lafını;
Onbinlerce yiğide mal olur beyler
Şanlı bir generalin şanı.
![]() |
| Kaynak |
23 Mayıs 2012
22 Mayıs 2012
Biz Ne Öğrenirsek Gençlikte Öğreniriz.
![]() |
| kaynak |
Biz ne öğrenirsek gençlikte öğreniriz. Sonrasında başımıza gelen,
karşılaşmalarımız, yalnızlığımızı dolduracak diye sarıldığımız aşklar,
şehirler, mekânların hiçbiri benliğimizde tam olarak yer etmez. Çocukluk
yaşantılarımız bir kader gibi yolumuzu da belirler. Elbette öreniyoruz,
öğrenerek ilerliyoruz ama dönüp dolaştığımız yer çocukluk referansları
oluyor. Bu yüzden aşk eşitler arası bir şeydir. Ancak eşitler arasında
mümkün olur. İnsan benzerini arar. Benzer acılar, benzer sevinçler,
benzer arayışlar çeker bizi bir diğerine. Ama nihayetinde tamamlanmanız
mümkün olmaz çünkü duygular benzer olsa da ruhun kendi uzayı bir teklik,
bir yalnızlıktır. Aynı ailede büyüdüğümüz kardeşlerle dahi bunca farklı
maceralar yaşamamızı başka nasıl açıklayacağız.
Egoistokur
21 Mayıs 2012
Sürgün Üzerine
Ne işe yarar çivi çakmak duvara
As gitsin iskemleye elbiseni
Nasıl olsa döneceksin
Bir hafta için değer mi?
Sulamasan da olur o fidanı
Ağaç dikmesen de olur
Boyu dizini bulmadan daha
Dönecek değil misin sevinç içinde?
BERTOLT BRECHT
![]() |
| kaynak |
16 Mayıs 2012
Gabriel Garcia Marquez’in veda mektubu…
![]() |
| resim |
Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.
Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim.
Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.
Baskaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.
Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.
Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.
Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.
Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…
Artık ölebilir miyim?
Gabriel Garcia Marquez
Kaynak
12 Mayıs 2012
MIZIKACI ÇOCUK
Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk,
Gece trenlerine binme kaybolursun,
Sokaklarda mızıka çalma çocuk, vurulursun.
Korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların,
Yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz.
Kırık bir vazo masanın ortasında,
Yıkık dökük odada,
Susuz ve çiçeksiz...
Tasını tarağını toplayıp gidiyor gökyüzü tepemizden,
Korkusunu bırakıyor içimize,
Karanlığını.
Yalnızlık gibi bir şey düşüveriyor yüreğimizden,
Korkusu kalıyor içimizde,
Susuzluğu...
Ne vakit kalırsa insan korkusuyla bir başına
Ve yalnızlığı çığ gibi büyüyorsa,
Sabahları erken kalkmalı daima,
Traş olmalı,
Saçını sakalını taramalı
Ve en güzel giysilerle çıkmalı sokağa
Ki gün doğmuyorsa bir daha
Ve inancın kefesi bundan yanaysa
Ve artık ölümse korkunun soğuk adı,
Düşüvermişse yüreğimize,
Yapacak bir şey kalmamıştır,
Mutluluk adına...
Attila İlhan
( 1925 - 2005 )
10 Mayıs 2012
KANDAN ADAM
Komutanların şarkı söyledikleriFatin HAZİNEDAR
Ancak içki masalarında görülür
Ama en güzel şarkı
Nöbetinde korkmuş bir askerin
İki dudağı arasından
Dökülür
Anadolu yüzlüdür kızları yurdumun
Yürekleri devlet eli değmemiş
Birer dağ köyleridir
Emrini beklemeden komutanımın
Aşık oldum ve yaktım gizlice
Bir köyünü Anadolu'nun
Askerliğimiz ilk gününde dinlemiştim
Arkadaşlarımdan
Bir kış akşamı
Nasıl korkupta kurşunladıklarını
Kürt çocuklarının yaptığı
Kardan adamı
08 Mayıs 2012
BULUTLARI BEKLERKEN / Ferhat GÜLSÜN
ahşap yalnızlığın gül yetimi Eleni
kemençeye yaslamış başını gönlü taka
ey gidi Nikos
karda izi kaldı ölümün
gurbetin dili lâl
toprağa can ekti Marika
sürgünün sırtında dağ yeşili Sofia
ben aslıyım bu suyun sense öteki
ey gidi karadeniz
elleri horon memleketim
gözleri sirtaki
Ferhat GÜLSÜN
04 Mayıs 2012
Aslolan tiyatronun özgürlüğünü savunmaktır.
Türkiye’de tiyatro deyince akla ilk gelen isimlerden Haluk Bilginer’in AGOS ta çıkan röportajı, sanatçıya olan hayranlığımı daha da perçinledi.
Kapalı gişe oynuyorsunuz ama Türkiye’nin en pahalı özel tiyatrolarından birisiniz. Bunun nedeni ne?
Yoo, biz çok ucuzuz Devlet Tiyatrolarına göre. Devlet Tiyatrosu bizden daha pahalı…
• Nasıl yani?
Kaç para veriyorsunuz Devlet Tiyatrosu’na?
• Tam bilet 10 lira.
Yanlış biliyorsunuz. 100 lira veriyorsunuz. 90 lirası peşin alınıyor çünkü. 10 lirayı kapıdan girerken veriyorsunuz. 90 lirayı da vergilerinizle. O oyunlar sizin paranızla yapılıyor. Parasını ödediniz aslında, hem de peşin... Biz çok ucuza oynuyoruz. 40 liranın üzerine çıkmaya korkuyoruz.
• Daha önce “Sanatçı memur olamaz” demiştiniz; sanatçıya memur sıfatı veren 657. Madde için ağır eleştirileriniz oldu.
Ulusal tiyatro olmasın demiyorum, memuriyet olmasın diyorum. Dünyanın hiçbir yerinde memur oyuncu yoktur, bu anlamda Türkiye tek örnektir ve oyuncuların da bunda ısrar etmesi, asıl bununla savaşmamaları bana çok ilginç geliyor. Çünkü siz özgürlüğünüzü talep etmezseniz, birileri gelir ve özgürlüğünüze ipotek koyar. Çünkü özgür değilsiniz, memursunuz. Memur ne demek? Amiriniz var. Sanatçının amiri olur mu?
• Şehir Tiyatroları zor zamanlardan geçiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.
Aynı sıkıntı oradaki de... Memursanız, amiriniz var ve amiriniz bir gün “Ben böyle yapmanı istiyorum” der. Yarın başka bir amir gelir, başka bir şey söyler. Tabii ki belediyenin yaptığı çok yanlıştır. Böyle bir şey olmaz, bürokratlar tiyatroya karar veremez. Ama, iyi de, sen de memursun.... Bundan 10 yıl önce Taksim Sahnesi’nin girişinde bir bildiri gördüm. “Sanatçı emekliliğine hayır” başlıklıydı o bildiri ve “Sanatçılar emekli edilemez” deniyordu. Güzel kardeşim, sen memur olmayı kabul ettin de, emekli olmayı mı kabul etmiyorsun? Memursan emekli olacaksın, işin kuralı bu.
• Şimdi ne olacak peki?
Bu badireyi atlatırlarsa memur olmaya itiraz edecekler ve tiyatronun özgürlüğünü kazanacaklar. Kendi garantilerini değil, tiyatronun özgürlüğünü kazanırlarsa güzel şeyler olur.
• Devlet ve Şehir tiyatrolarının repertuvarını nasıl buluyorsunuz? Cesur oyunlar sahnelenmiyor mu sizce de?
Öyle ama, bir gün geliyor, böyle şeyler oluyor. Hayatında bir kez bile olmaması gereken bir şey, bir kere bile olsa, bu çok fazladır. Sanatçı memur olamaz, nokta. Bunun tartışması bile abesle iştigaldir. Sanatçının hayatını garanti altına almak gibi bir derdi varsa nasıl sanat yapacak? Güvence aranarak hayat ve insan merak edilemez. Çünkü oyuncunun işi, insanı merak etmektir, hayatı merak etmektir. “Bir güvencem olsun da merak etmesem de olur”la oyunculuk olmaz. İki yanlış bir doğru etmez. Belediyenin yaptığı tabii ki yanlıştır ama memur olmak da yanlıştır.
• Belediye geri adım atar mı?
Hiç beklemiyorum, atmayacak. Niye atsın ki, parayı ben veriyorum, benim istediğim olacak, sen benim memurumsun diyor. Niye hâlâ perde açılıyor Şehir Tiyatrolarında? Bana böyle yapsalar ben perde açar mıyım? İstifa eden oyuncu oldu mu? Olur mu sizce? Cevap veriyorum, olmaz ve bu böyle devam edecek. Oyuncular toplu istifa etmediği sürece bu böyle devam edecek. Biz bu yapının değişmesini istiyoruz demedikleri, özerklik talep etmedikleri, memur kaldıkları sürece, istediğin kadar konuş, “657’ye bağlı memurumsun, ben ne dersem o olur” der senin patronun. Patronlu sanat olmaz. Ama devlet de tiyatro yapılacak ortamı yaratmak zorundadır.
Röportajın devamına buradan ulaşabilirsiniz.
03 Mayıs 2012
Farkımız Ne ?
Kendimizi ne kadar açarsak açalım, sırlıyız. Kadın kuaförlerinin
camekanları jaluziyle örtülüdür mesela, erkek kuaförlerinin camındaysa
tül bile yoktur. Biz gizliden prenses olmaya hazırlanırken, erkekler
seyirlik şekilde tıraş olup kulak kıllarını aldırabilir. Kadınlarınsa
bir yanları hep gölgeli…
Seray ŞAHİNER
Seray ŞAHİNER
![]() |
| kaynak |
01 Mayıs 2012
LAL MASALLAR
.......
![]() |
| Kaynak |
anlatsam inanmazlar ogul, masal derler,
masala inanmazlar, masali yalnizca dinlerler
sanki hakikati bilirmis gibi.
sanki hakikatin sirrina ermis gibi.
masala inanmayan gercege inanir mi?
Murathan Mungan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









