29 Şubat 2012

Kücük İstavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye..
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya
aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü
neye benzerdi acep gökyüzü
bir yanda büyük bir merak
bir yanda ölüm korkusu..
ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
küçük istavrit anladı, yolun sonu..
Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende
cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci..
İnsanlar gelip geçtiler önünden, bir kedi,
yalanarak baktı gözünün içine,
yavaşça karardı dünya başı da dönüyordu.
son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı
bir de , yeşil yosunu..
işte tam o anda eğilip aldım onu..!
yürüdüm deniz kenarına
bir öpücük kondurdum başına
iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına..
bir an öylece bakakaldı.!
sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak
teşekkürü de ihmal etmemişti
birkaç değerli pulunu, elime avuçlarıma bırakarak...
balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye...,

"bir gün" dedim
"bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz,
son ana kadar hep bir umudum olsun diye."

Namık Kemal

20 Şubat 2012

125 yazar tüm zamanların en şahane kitaplarını seçti

Jennifer Egan: “Okumak, ilginç işler çıkarmanızı sağlayan bir beslenme biçimidir.” demiş. Okumak ve yazmak arasındaki kesişim, hem bizim fani ömrümüze faydası olacak çift yönlü bir beceri, hem de ikon olmuş yazarların başarılarının sırrı.
Çağdaş İngiliz ve Amerikan edebiyatının 10 şahane romanı, öykü koleksiyonu, oyunları ve şiirleri, The Top Ten: Writers Pick Their Favorite Books (En iui 10 Roman: Yazarların Favori Kitapları) adlı bir listede toplandı. Listeye katkıda bulunan yazarlar arasında Normal Mailer, Ann Patchett, Jonathan Franzen, Claire Messud, and Joyce Carol Oates gibi isimler de var.

İşte yazarların favori kitapları:
20. yüzyılın en iyi 10 romanı:
1. Lolita – Vladimir Nabokov
2. Muhteşem Gatsby – F. Scott Fitzgerald
3. Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust
4. Ulysses – James Joyce
5. Dublinliler – James Joyce
6. Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez
7. Ses ve Öfke – William Faulkner
8. Deniz Feneri – Virginia Woolf
9. Bütün Hikayeler – Flannery O’Connor
10. Solgun Ateş – Vladimir Nabokov

19. yüzyılın en iyi 10 romanı:
1. Anna Karenina – Leo Tolstoy
2. Madame Bovary – Gustave Flaubert
3. Savaş ve Barış – Leo Tolstoy
4. Huckleberry Finn’in Maceraları – Mark Twain
5. Anton Çehov’dan Hikayeler – Anton Çehov
6. Middlemarch – George Eliot
7. Moby-Dick – Herman Melville
8. Büyük Umutlar – Charles Dickens
9. Suç ve Ceza – Fyodor Dostoevsky
10. Emma – Jane Austen

Seçilen kitap sayılarına göre yazarlar
1. William Shakespeare – 11
2. William Faulkner – 6
3. Henry James – 6
4. Jane Austen – 5
5. Charles Dickens – 5
6. Fyodor Dostoyevski – 5
7. Ernest Hemingway – 5
8. Franz Kafka – 5
9. James Joyce, Thomas Mann, Vladimir Nabokov, Mark Twain, Virginia Woolf – 4

Kazandıkları puana göre yazarlar
1. Leo Tolstoy – 327
2. William Shakespeare – 293
3. James Joyce – 194
4. Vladimir Nabokov – 190
5. Fyodor Dostoevsky – 177
6. William Faulkner – 173
7. Charles Dickens – 168
8. Anton Çehov – 165
9. Gustave Flaubert – 163
10. Jane Austen – 161
Kaynak: Sabitfikir ve Edebiyathaber

14 Şubat 2012

Derin Göç / Altay ÖKTEM

altay-oktem
kaynak

gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar
bulursam göçmen bir kuş posteri asarım, bulamazsam
atlarım özenle hazırladığım uçurumdan

uçurumda çiçek açmaz, bunu kutsal metinlerde
peter pan'da, kaptan swing'te
gündelik ölümler için çalan müzikte buldum
yoruldum. gözlerinin karşılaşmadığı bir duvar
bulursam çarparım. yalnızca derin aşklar için
çalan bir müziğin ritmi var sesinde
düzensiz intiharlar var, aynanın arkası var
kesilen ve kesildikçe güzelleşen damarlar var acı var

koyu var, sis var, mutfak lavabosunda
her parmağını eşit boyda kesen biri var
onun titizliği var, onun kanı var
aynalara yansımayan yüzün var senin

düzensiz intiharlar çiziyorum kağıda
nasıl çizilir deme, bari sen deme bunu
bulduğun ilk ipi dola boynuna, bulduğun ilk yarasayı
koynuna al, beni hatırla, beni acıt ya!

göğsünden havalanan göçmen bir kuş kadar
bari sen kabul et, yakışıyorum aşka!

Altay ÖKTEM

13 Şubat 2012

SEVGİLİ ARKADAŞIM

Sureyya-Berfe
resim

1.
Gözlerinin rengi gibi
Yüreğinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, ellerini gördüm önce
Toplayan, düzelten, onaran ellerini
Dokunduğuna soluk aldıran
Telâşlı, usta, sevecen ellerini

Geç anladım ve inandım
Her gün daha çok inanıyorum
Ellerin, güzel işlerin karıncası
Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak

2.
Yüzünün rengi gibi
Dudaklarının rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, özverini gördüm önce
İçinden çavlan gibi dökülen özverini
Hep koşan, yürümeyi bilmeyen
Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini
Neye uzansa dirilten
Susan, hüzünlenen, sıcak özverini

Geç anladım ve inandım
Gün gün daha çok inanıyorum
Özverin, güzel işlerin arısı
Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak

3.
Derinin rengi gibi
Sesinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, seni gördüm önce
Gülen, yaşayan, bilen seni
Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan
Durduğu yere can veren
Gönüllü, duyan, seven seni

Geç anladım ve inandım
Şimdi daha çok inanıyorum
Sen, hayatın ablası
Saf olan her şeyin mayası
Sen, eşyalardan usanmış kalbime dayanak

4.
Sevgili arkadaşım benim
Sana "sevgili arkadaşım" diyorum
Budur, bizim anladığımız sevdanın tanımı
İşte sana bir aşk şiiri
İçinde "sevgilim" sözcüğü geçmiyorsa
Suçun yarısı senin
Çünkü, ben de bize yaraşanların sözcüğünü değil
Kendisini seviyorum senin gibi

Süreyya BERFE

10 Şubat 2012

Senin çok eski bir cümlen

Bazı anlar vardır hayatta. İnsana paylaşma zevki veren bazı küçük anlar. Ay ışığı mesela, bana başka yüzlerin gölgesini düşürür. O kederli karanlıkta sevdiğimin yüzüne bakmaya doyamam. Ay ışığı, sonsuzluğun gecesinden kristal bir parıltı gibi yansır sevilen yüzlere. Bulutların yer değiştirmesi o yüzlerde ilahi bir kımıltı olur.
Bir doğu kasabasında ansızın karşıma çıkan sokak düğünü de böyledir. Halay çeken gençlerin arasına karışıp kâinatın ritminde bata çıka yok olmak isterim. İstanbul'a sisli bir sabah deniz yoluyla yaklaşırken dumanın içinde bir görünüp bir kaybolan minareler, taç tepeler sonra... Başka bir dünyadan buraya bakmakta olduğumu hissettirir bu manzara bana.
Sis içinde İstanbul. Zamanı ve mekânı muğlaklaştıran, insana bir muamma olduğunu hatırlatan... Örtülü, katmanlı, buğu gibi bir imgeye dönüşür giderek. Ondaki muammayı yorumlamayı, paylaşmayı, ifade etmeyi isterim. Mozart dinlemek gibi biraz.
Ve sonra bir de sevdiğim şiirler vardır. Paylaşma zevki veren. Bana esin veren dizeleri. Hiç vazgeçemediğim... Birhan Keskin'in şiiri mesela.
"Bir çiçek açtığında. / Bir eski avluda. / Diyor ki; / Çalıda sarı bir çiğdemim ben. / Ve senin çok eski cümlen."
Masamın yanındaki pencereden arka bahçenin karla kaplı ağaç dalları gözüküyor. Üzerlerindeki yükü taşımaktan yorgun düşmüş, sarkmışlar giderek. Oysa seher vaktinde, dua eden bir Müslüman gibi iki yana iyice açılmıştı dalları. Özlemle beklemişlerdi o soğuk beyazlığı örtünmek için. Belki böyle ısınacaklardı.
Dünyanın unutulmamış harflerini dizmeye çalışıyorum. "Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı / Begonviller ve bir mavi kapı / Ve illa amansız bir avlu getirsem." Derken şair, o ılık Akdeniz çağrışımı bende aksine, dünyanın içine işleyen bir ayazı, donmuş nehirleri, bitimsiz kar fırtınalarını estiriyor. O buz yanığı kelimelerle ısınabilirim belki ben de.
Ne tuhaf! Ama böyle. Bir şiiri, bir şairi, ay ışığında bir yüzü neden sevdiğinizi bilmezsiniz. Sizde çağrıştırdığı her şey, kendi gerçekliğini birer metafora dönüştürmüştür. Her kelime, kendisinin mecazı olmuştur. İşte iki dünyanın buluştuğu an: Yazan ile okuyanın ortak şiiri!
Analitik bakışlarla, yapı sökümcü çözümlemelerle keşfedilemeyecek bir buluşma. Bir çiçek açmıştır, bir eski avluda. Neden? Kimse bilmez. Bilen bilir.
"Dünya soğur, akşam serinlerken, / Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok. / Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim, / Ve işte en gümüş cümlem: / İçimi açtım sana. / İçini açmak için."
Şairin sevdiğim dizeleri kar sessizliğinde bana unuttuğum şeyleri hatırlatıyor. Harflerle çıktığım yolculuğun karasularında çalkalanan iç sesini dünyanın. En çok işitmek istediğim. En çok merak ettiğim...
Çünkü şiiri sevmek, insandan acı göllere eğilip ters dönmüş sonsuzluklara açılmasını istiyor. Ve çünkü şiiri sevmek, insandan boş havuzlarda kulaç atmanın hayalini kurmasını da istiyor. Ve daha böyle birçok şeyi.
Bir şiiri sevmek, insanı şairinden de soyutluyor bazen giderek. Onun yerine kendi sesini geçirirsin, bir nevi ödünç alırsın kelimelerini. Ve dersin ki; avluda açan o çiçek, çok eski buluşmalardan gelmiş meğer. Kadim çiçek!
Şiirin yalınlığında, kar gibi sessiz cümlelerini paylaşabilirsin artık sen de. Kayda geçirmek için bir anın güzelliğini. Sevdiklerini şahit tutmak için:
"Sen otursan, gitmemiş ki! Olsan / Ben sana bir eski Endülüs avlusu / İstersen serin bir Portofino getirsem / Ya da Yedigöllerin yedisini birden."
Artık akşam oluyor. Soğuk, karlı bir gece. Geceyi sevdiği bir şiirle karşılamak, insanda masum bir güzellik uyandırıyor. Mutlu anıları hatırlamak gibi. Yitirdiğimiz bir şefkatin, yarım kalmış bir vedanın kederini... İçlere dönmenin tam zamanı. Kar sessizliğine. Sevilen şiire. Kökü derinlerde geceye...
Birhan Keskin'in içerilere doğru 'kazıyan' şiiri böyle bir geceye ışık tutuyor işte. İnsan bir şeyi içinden gelerek yaptığında neden daha iyi yapıyor, anlar gibi oluyorum. Sevmenin, kendini yaptığı işe adamanın, adanmanın üst sınırı yok. Kendini verdikçe, kelimelere adandıkça, onlar da sana en açık uçlarıyla geliyor galiba. Daha önce yazdığım bir cümleyi hatırladım ben de: İyi bir sevgili olabilmek için aşık olmak gerekiyor!
Beyaz örtüsüyle masum bir dünya şimdi bu. Dışarıda titremekten yüzü mosmor olmuş kedi yavrusuna kendi kedimin artık kullanmadığı üstü kapalı sepeti verdim az önce. Yüzündeki şaşkınlık ve minnet duygusu şiir oldu iç sesimde. Ilık, paylaşımcı, şefkat dolu bir yuva: Şiir. Birhan Keskin. "Ve senin çok eski bir cümlen."

Leyla İPEKÇİ