Ne güzel olmalı seni düşünmek
Karanlık esir almadan günü
Elin bir kitabın kıvrımlarında
Kedi uysallığında dolanırken
Yaşama inat
Direngen ve güçlü belleğinde
Prangalar, ıslak duvarlar ve çığlıklardan uzak
Pazar günlerin sevişen güneşinde
Gözlerinde mahmur bir çift güvercin
Görmeyi arzulamak seni, ne güzel
Balkona çıkmalısın
Çırpıp atıvermelisin
Ayak bağı kederlerini
Yüzünü okşamalı musluktaki su
Bir zeytinle paylaşmalısın
Sabahların tüm uyanışlarını
Ağzında tuzlu bir öpücük tadıyla
Bulmayı bilmek seni, ne güzel
Perçemin alnında karanlık siper
Zaman darbelerini vurmasın diye
Işıklı günler saklayan yüreğinin
Gizli odalarında parlayan öfke nöbetlerin
Ellerinin arasında gidip gelen gazete haberlerinde
Yüzünün aldığı şekillerde
Ağzının kenarındaki kızgın kıvrımlarının
Eğilip büküldüğünü bilmek, ne güzel
Ne güzel olmalı seni sevmek
Sabaha düşmüş küçük bir yaprak gibi
Nuray Çevirmen
Yüreği ağzında bir çocuk
Gibi alırken kalemi elime
Beceriksiz, acemi ve olasıya
Yapayalnızım her defasında
Bu sonuncu olsun diyorum
Ömrümün eksiksiz tek şiiri
Yazılsın artık kırk yaşımın
Ve bir aşkın bittiği bu gece
Akbabalar bin yıl kelebekler
Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk
Da kısa ömürlüdür, başlar
Gibi biter yaşanmışsa eğer
Yaşanan ne varsa hoşgörünün
Bir parçasıdır artık ama ben
Yine de yakabilirim bu gece
Bütün anılarımı bir şiir için
Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa
Dostlarım da terkedilmiştir yangın
Sürüp dururken yurdumda ki o zaman
Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin
Sabaha karşı dilim paslı
Beynim keçeleşmiştir ve yangın
Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor
Bütün sözcükler. Umut yoktur
Yüreğim diyorum, kekeme
Alıngan, serseri yüreğim
Sen nerden bilebilirsin
Bir şiirin nasıl yazıldığını ...
Ahmet Telli
Burnumda canım!
Mendili olan var mı ?
Bir ömrün arkasından sallayacağım!
Beyaz olsun n'olur,
...Karalara bulut çalacağım...
''Gökçe ÇORA'' -
Gitme
sen
korlaşan tan yeri suskunluğu
yüreği ezelden kopkoyu yabancı
algısızlığı uçurumların
ve susamışlığı kuru yaprakların
gitme!
unut küf yeşilini
kuma gömdüğün çakıl taşlarını
şimşekte gizlenen gecikmişlik duygusunu
yalnızlığın avcuna sinerken gurur
alınganlığın kavgasını
kalırsan
şafağa doyar ten
tebessüm sonsuza değin sınırsız
yaralar sisten uzak
mutluluk yalansız
unutulur kandillerin utangaçlığı
tütsü kokusuna yakaran adak mumları
ve zamanın yarım kalmışlığı
kalırsan
sorgular sıyrılır tufanın acımasızlığından
yarınlar ağarmadan
gitme!
Feride Özmat
Ellerin Söylüyor Sonsuzluğu
Hayal Yayınları / Haziran 2009
Şükrü Erbaş'ın denemelerinden oluşan 1995 tarihli kitabından:
yüksek sesle konuşan, asık suratlı bir kalabalık içinde bir sessizliği onarmaya çalışmaktan sindi üstüme, bu ezilmiş gül rengi acemilik.
bir kirlenmeden korunmak için susarak yaşadığım her şeyin bir yenilgi olduğunu çok sonra öğrendim. benim, kıyısında bir saygıyla beklediğim olanak, başkalarının çiğneyip attığı bir sıradanlıktı
insanin acısını insan alir.
herkesin gövdesiyle varolduğu yerde yüreğini öne süren "bir beyazdım, zenciler arasında" kimsenin başkasının gözünün içine bakamadığı, herkesin çoğalmak için aynasını yanında taşıdığı yankısız bir zamanda, insanları sulara bakmaya çağıran meczup, bir beşinci mevsim simyacısıydım, yanlışını sevip yenilgisini kutsayan...
bir solgunluktan geliyorum evet... kıyılarındayım işte tüm kirlenmişliğim, tüm arınmışlığımla
insanin acısını insan alir
Resim
KIŞLANIN DIŞINDA
Kalpağımı kafese
Kuşu kafama koydum dışarı çıktım
Ne o dedi komutan sokakta
Selam vermek yok mu artık?
Hayır, dedi kuş;
Selam vermek yok artık.
Bağışlayın, dedi komutan:
Ben var sanıyordum da.
Aldırmayın canım, dedi kuş,
Her insan yanılabilir.
Jacques PRÉVERT
Çeviren : Teoman AKTÜREL
kalbimi çekiç yaptım da düzeltemedim
hayatımın eğri büğrü kaportasını
ezikliğini bana kusuyor ustam
üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu
kaynak tutmuyor heveslerim
dünden yarına kırılmışım
‘senin failin devlettir’ diyorlar
‘üreme bonkörü ailen bir de’
-sahi devlet’e nasıl gidilir abi
dövüyorlar düşlerimin misket mavisini
küfre ve tütüne bulandı masumiyetim
bir işbaşı bile almadılar
abimin küçüklüğüdür giydiğim
egzoz dumanı siniyor umutlarımın körpeliğine
tebeşir tozu ağartacağına aklımı
acının çelik dikenleri batıyor kalbime
avuçlarım zaten nasır tarlası
-doğru söyle abi bana yakışırdı di’mi?
okul önlüğü mavisiyle kırmızı sırt çantası
Serkan Engin
Bana bir türkü öğretsen
Ayın aydınlığında söylesem
Gecenin karanlığında söylesem
Yağmur yağınca söylesem
Toprak uyanınca söylesem
Bana bir türkü öğretsen
Bana bir türkü öğretsen
Beraber olunca söylesem
Ayrı kalınca söylesem
Seni unutunca söylesem
Bana bir türkü öğretsen
Geldiğim yerlere er geç dönebilsem
Sevebilsem her şeyi yeniden sensiz
Sensiz vazgeçebilsem
Gece demesem gündüz demesem
Kimseleri dinlemesem
Hem yürüsem hem söylesem
Hem söylesem hem yürüsem
Arif DAMAR
Ellerin
Ellerime değse rasgele
Parmağın, parmağıma
İçimden yıldızlar uçuşur
Sana, taaa sana.
Gözlerin
Gözlerime değse rasgele
Dizlerin, dizlerime
Yağmurlar yağar içime
Taaa içime.
Bir soluğun değse,
Bir dudağın değse yüzüme
Bir daha
Bir daha değse
Ve bir daha değse
Rasgele!..
Orhan Murat ARIBURNU
ne diye çıkmıştık yola biz sahi
unuttuk gitti tuttuğu
gibi ensemizden bizi hayat
tahta mandallarla çamaşır ipine dizdi
yazdı eskiden
sallanıp dururduk neşemiz daimi
kurudukça kururduk
ayy! yan tarafta bir vişne ağacı
ya değerse bize olalım hercai
bembeyazdık oysa
çamaşır sularından defalarca geçtik
yok yahu o değildi
o zamanlar çivit vardı üstüne üstlük
kaynatılmıştık ya öncesinde bir nevi
bir sigara yakardı
bizi yıkayan hayat yorulduğunda
içimiz giderdi de izin vermezdi bize kokarız diye
olsa olsa bordo ve ekşi
bir korku düşerdi payımıza
komşununkinden daha beyaz olmalıydık
ak pak
ya gri bir bulut geçerse üzerimizden
diye uyku girmezdi gözümüze
öğlen vakitleri
akşam olurdu da durulurdu
yüreğimizin çarpıntısı bir parçacık
kırlangıçlar bir telaş dönerdi eve
biz beklerdik toplasın diye izi hayat
koyduğu yerde bırakmayarak
göğsümüzde ip izleri
Esra BALABAN
Kendim için konuşmuyorum,
Kendi adıma konuşmuyorum,
Söz konusu olan ben değilim.
Ben neyim ki
Biraz hayat, fazlaca gururdan başka.
Bütün her şey için konuşuyorum,
Biçimi olan ve olmayan her şey adına.
Ağırlığı olan her şey söz konusudur,
Ağırlığı olmayan her şey de.
Biliyorum ki çevremdeki her şey
Daha uzağa gitmek, daha fazla yaşamak isteğinde,
Ölünecekse zamanında ölmek
Elverdiğince.
Kelimeleri, Guillevic'in sesini
İçinizde duyduğunuza inanmayınız.
Bu, sizin derinizin altından gelip
Geleceğe doğru giden şimdinin sesidir.