31 Ağustos 2011

Ne güzel olmalı seni sevmek



Kaynak

Ne güzel olmalı seni düşünmek
Karanlık esir almadan günü
Elin bir kitabın kıvrımlarında
Kedi uysallığında dolanırken

Yaşama inat
Direngen ve güçlü belleğinde
Prangalar, ıslak duvarlar ve çığlıklardan uzak
Pazar günlerin sevişen güneşinde
Gözlerinde mahmur bir çift güvercin
Görmeyi arzulamak seni, ne güzel

Balkona çıkmalısın
Çırpıp atıvermelisin
Ayak bağı kederlerini
Yüzünü okşamalı musluktaki su
Bir zeytinle paylaşmalısın
Sabahların tüm uyanışlarını
Ağzında tuzlu bir öpücük tadıyla
Bulmayı bilmek seni, ne güzel

Perçemin alnında karanlık siper
Zaman darbelerini vurmasın diye
Işıklı günler saklayan yüreğinin
Gizli odalarında parlayan öfke nöbetlerin
Ellerinin arasında gidip gelen gazete haberlerinde
Yüzünün aldığı şekillerde
Ağzının kenarındaki kızgın kıvrımlarının
Eğilip büküldüğünü bilmek, ne güzel

Ne güzel olmalı seni sevmek
Sabaha düşmüş küçük bir yaprak gibi


Nuray Çevirmen

30 Ağustos 2011

AKBABALAR KELEBEKLER

ahmet-telli
kaynak

Yüreği ağzında bir çocuk
Gibi alırken kalemi elime
Beceriksiz, acemi ve olasıya
Yapayalnızım her defasında

Bu sonuncu olsun diyorum
Ömrümün eksiksiz tek şiiri
Yazılsın artık kırk yaşımın
Ve bir aşkın bittiği bu gece

Akbabalar bin yıl kelebekler
Bir mevsim yaşarlarmış ki aşk
Da kısa ömürlüdür, başlar
Gibi biter yaşanmışsa eğer

Yaşanan ne varsa hoşgörünün
Bir parçasıdır artık ama ben
Yine de yakabilirim bu gece
Bütün anılarımı bir şiir için

Sonra irkiliyorum, anılarım yoksa
Dostlarım da terkedilmiştir yangın
Sürüp dururken yurdumda ki o zaman
Kıymeti harbiyesi nedir bu şiirin

Sabaha karşı dilim paslı
Beynim keçeleşmiştir ve yangın
Yalnızlığıma sıçrarken üşüyor
Bütün sözcükler. Umut yoktur

Yüreğim diyorum, kekeme
Alıngan, serseri yüreğim
Sen nerden bilebilirsin
Bir şiirin nasıl yazıldığını ...

Ahmet Telli

26 Ağustos 2011

BEYAZ SAYFA


Burnumda canım!

Mendili olan var mı ?
Bir ömrün arkasından sallayacağım!
Beyaz olsun n'olur,
...Karalara bulut çalacağım...

''Gökçe ÇORA'' -



gökce-cora
kaynak

23 Ağustos 2011

Ellerin Söylüyor Sonsuzluğu / Feride ÖZMAT

feride-ozmat
Gitme

sen
korlaşan tan yeri suskunluğu
yüreği ezelden kopkoyu yabancı
algısızlığı uçurumların
ve susamışlığı kuru yaprakların

gitme!

unut küf yeşilini
kuma gömdüğün çakıl taşlarını
şimşekte gizlenen gecikmişlik duygusunu
yalnızlığın avcuna sinerken gurur
alınganlığın kavgasını

kalırsan
şafağa doyar ten
tebessüm sonsuza değin sınırsız
yaralar sisten uzak
mutluluk yalansız

unutulur kandillerin utangaçlığı
tütsü kokusuna yakaran adak mumları
ve zamanın yarım kalmışlığı

kalırsan
sorgular sıyrılır tufanın acımasızlığından

yarınlar ağarmadan
gitme!

Feride Özmat

Ellerin Söylüyor Sonsuzluğu
Hayal Yayınları / Haziran 200
9

İnsanın Acısını İnsan Alır

Şükrü Erbaş'ın denemelerinden oluşan 1995 tarihli kitabından:

yüksek sesle konuşan, asık suratlı bir kalabalık içinde bir sessizliği onarmaya çalışmaktan sindi üstüme, bu ezilmiş gül rengi acemilik.
bir kirlenmeden korunmak için susarak yaşadığım her şeyin bir yenilgi olduğunu çok sonra öğrendim. benim, kıyısında bir saygıyla beklediğim olanak, başkalarının çiğneyip attığı bir sıradanlıktı
insanin acısını insan alir.
herkesin gövdesiyle varolduğu yerde yüreğini öne süren "bir beyazdım, zenciler arasında" kimsenin başkasının gözünün içine bakamadığı, herkesin çoğalmak için aynasını yanında taşıdığı yankısız bir zamanda, insanları sulara bakmaya çağıran meczup, bir beşinci mevsim simyacısıydım, yanlışını sevip yenilgisini kutsayan...
bir solgunluktan geliyorum evet... kıyılarındayım işte tüm kirlenmişliğim, tüm arınmışlığımla
insanin acısını insan alir



sukru-erbas
Resim

22 Ağustos 2011

Kışlanın Dışında


prevert
kaynak
KIŞLANIN DIŞINDA

Kalpağımı kafese
Kuşu kafama koydum dışarı çıktım
Ne o dedi komutan sokakta
Selam vermek yok mu artık?
Hayır, dedi kuş;
Selam vermek yok artık.
Bağışlayın, dedi komutan:
Ben var sanıyordum da.
Aldırmayın canım, dedi kuş,
Her insan yanılabilir.

Jacques PRÉVERT

Çeviren : Teoman AKTÜREL




20 Ağustos 2011

KIRIK ÇIRAK / Serkan ENGİN

serkan-engin
kaynak

kalbimi çekiç yaptım da düzeltemedim
hayatımın eğri büğrü kaportasını
ezikliğini bana kusuyor ustam
üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu

kaynak tutmuyor heveslerim
dünden yarına kırılmışım
‘senin failin devlettir’ diyorlar
‘üreme bonkörü ailen bir de’

-sahi devlet’e nasıl gidilir abi

dövüyorlar düşlerimin misket mavisini
küfre ve tütüne bulandı masumiyetim
bir işbaşı bile almadılar                                                        
abimin küçüklüğüdür giydiğim

egzoz dumanı siniyor umutlarımın körpeliğine
tebeşir tozu ağartacağına aklımı
acının çelik dikenleri batıyor kalbime
avuçlarım zaten nasır tarlası

-doğru söyle abi bana yakışırdı di’mi?
okul önlüğü mavisiyle kırmızı sırt çantası


Serkan Engin 

YOL YORGUNU



arif-damar
Kaynak
Bana bir türkü öğretsen
Ayın aydınlığında söylesem
Gecenin karanlığında söylesem
Yağmur yağınca söylesem
Toprak uyanınca söylesem
Bana bir türkü öğretsen

Bana bir türkü öğretsen
Beraber olunca söylesem
Ayrı kalınca söylesem
Seni unutunca söylesem

Bana bir türkü öğretsen
Geldiğim yerlere er geç dönebilsem
Sevebilsem her şeyi yeniden sensiz
Sensiz vazgeçebilsem
Gece demesem gündüz demesem
Kimseleri dinlemesem
Hem yürüsem hem söylesem
Hem söylesem hem yürüsem


Arif DAMAR

Rasgele

orhan-murat-ariburnu
kaynak

Ellerin
Ellerime değse rasgele
Parmağın, parmağıma
İçimden yıldızlar uçuşur
Sana, taaa sana.


Gözlerin
Gözlerime değse rasgele
Dizlerin, dizlerime
Yağmurlar yağar içime
Taaa içime.


Bir soluğun değse,
Bir dudağın değse yüzüme
Bir daha
Bir daha değse


Ve bir daha değse


Rasgele!..


Orhan Murat ARIBURNU

Çamaşır

Kaynak

ne diye çıkmıştık yola biz sahi                                                          
unuttuk gitti tuttuğu
gibi ensemizden bizi hayat
tahta mandallarla çamaşır ipine dizdi

yazdı eskiden
sallanıp dururduk neşemiz daimi
kurudukça kururduk

ayy! yan tarafta bir vişne ağacı
ya değerse bize olalım hercai
bembeyazdık oysa
çamaşır sularından defalarca geçtik
yok yahu o değildi
o zamanlar çivit vardı üstüne üstlük
kaynatılmıştık ya öncesinde bir nevi

bir sigara yakardı
bizi yıkayan hayat yorulduğunda
içimiz giderdi de izin vermezdi bize kokarız diye
olsa olsa bordo ve ekşi
bir korku düşerdi payımıza

komşununkinden daha beyaz olmalıydık
ak pak
ya gri bir bulut geçerse üzerimizden
diye uyku girmezdi gözümüze
öğlen vakitleri

akşam olurdu da durulurdu
yüreğimizin çarpıntısı bir parçacık
kırlangıçlar bir telaş dönerdi eve
biz beklerdik toplasın diye izi hayat
koyduğu yerde bırakmayarak
göğsümüzde ip izleri


Esra BALABAN

ŞİİR SANATI /Eugène GUILLEVIC

Eugène - GUILLEVIC
kaynak

Kendim için konuşmuyorum,
Kendi adıma konuşmuyorum,
Söz konusu olan ben değilim.

Ben neyim ki
Biraz hayat, fazlaca gururdan başka.

Bütün her şey için konuşuyorum,
Biçimi olan ve olmayan her şey adına.
Ağırlığı olan her şey söz konusudur,
Ağırlığı olmayan her şey de.

Biliyorum ki çevremdeki her şey
Daha uzağa gitmek, daha fazla yaşamak isteğinde,
Ölünecekse zamanında ölmek
Elverdiğince.

Kelimeleri, Guillevic'in sesini
İçinizde duyduğunuza inanmayınız.

Bu, sizin derinizin altından gelip

Geleceğe doğru giden şimdinin sesidir.

Eugène GUILLEVIC